Tercüman Gazetesi
Hürses1

AKP' yi kapatın artık..!

Yıldıray Barak

Yıldıray Barak

E-Posta : yildiraybarak@gmail.com

AKP ye açılan kapatma davası çok geç bile kaldı. Yıllardır yapmadığı halt kalmayan AKP'li Hükümetinin gerek Cumhuriyet anlayışına, gerek devlet düzenine, atmadığı çamur kalmadı. Alenen düzeni yıkacağını, gerek AKP genel başbakanı ve başbakan, gerekse kurmayları ve bakanları hiç çekinmeden beyan ettiler. Şimdi yok efendim, dünya basını böyle diyor, yok efendim avrupa birliği şöyle diyor...
 
Bırakın allah aşkına, kim ne derse desin yenilir yutulur değil söyledikleri ve yaptıkları. Yüce Türk Adaleti artık kararını versin, sonuç ortada.
 
Bakınız, davanın açıldığı günlerde bir analiz yapıp; bunların yediği haltları tek tek kaleme almıştım. Yapı çok geç bile kaldı. Bitsin bu AKP olayı, verilmesi gereken karar verilsin artık...
 
Yazım aynen şöyle;
 
Yargı Geç Uyandı (07/05/2008 tarihli yazımız)
 
Kıyameti koparıyorlar…
 
AKP hakkında kapatma davası isteminde bulunan erdemli bir Başsavcıya şirretçe saldırıyorlar.. 
 
Utanma yok. Terbiye yok, İzan hiç yok…
 
Fena halde köşeye sıkıştılar...
 
 
Parkinson hastalığına tutulmuş gibiler… Tir tir titriyorlar, soğuk soğuk ter döküyorlar. Ağızları köpük içinde…
 
*
 
Hesap günü kıyamete kalmamış, bugünlere nasip olmuştur. Geç bile kalındı… 
 
Yargı geç uyandı.
 
...Hesap çok önceleri sorulmalıydı.
 
Bu hesap ; “Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, Laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’ yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
 
...diye yeminler edildiği zaman sorulmalıydı. 
 
“En üst belirleyici, İslam’ ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir”,
 
“Türkiye’ nin yarınında artık, Kemalizm ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur”,
 
“T.C. 1923’ ten beri sürekli gerileyiş içindedir…”
 
“Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır…”
 
dendiğinde sorulmalıydı…
 
“Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada ters mıknatıslanma yapar…”,
 
“Referansımız İslam’dır. Tek hedefimiz İslam devletidir…”,
 
“Ben elhamdülillah şeriatcıyım…”,
“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor… Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek… Sen bunun önüne geçemezsin ki…”, 
 
diye haykırdıklarında sorulmalıydı…
 
“Ben tekkeye değil dergâha gittim…”,
 
“Ata’ya saygı duruşunda, sap gibi ayakta durmaya gerek yok…”,
 
“İstanbul’u Medine yapacağız…”,
 
“Bütün okullar, İmam Hatip yapılacak…”,
 
“Sadece imamlar, resmi nikâh kıysın…”,
 
“Ben İstanbul’un imamıyım…”,
 
“Cumhurbaşkanının İmam Hatipli olacağı günler yakındır…”
 
diye zırvaladıkları zaman sorulmalıydı…
 
“Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler askerimizdir…”,
 
“Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz…”,
 
Diye saçmalandığında sorulmalıydı…
 
“Nedir bu Laiklik Allah aşkına?... Bu ne menem şey…”,
 
“Biz Kemalist düzenin koruyucusu olamayız, bu mümkün değil…”,
 
“Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek, bu ulemanın işidir. Ulema ne diyorsa o olur…”,
 
“Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle karar verir…”,
 
“Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’ de böyle bir kaide var…”
 
“Cumhuriyetmiş, Laiklikmiş, bunlar karın doyurmaz…”, 
 
Diye gürlediklerinde sorulmalıydı…
 
Başbakan oğlunun nikah davetiyesine “29 zilkade 1921” tarihi konulduğunda sorulmalıydı…
 
Ve, “Atatürk devrim ve ilkelerini yok etmek için, devlet makamlarının mollalara, dervişlere tahsis edildiği, dinci söylem ve eylemlerle milletin sürekli gerdirildiği, halkı inanlar-inanmayanlar diye ayırıp bölücülük yapıldığı, eğitimin imamlaştırıldığı, yeteneksiz dinci kadroların devletin başına belâ edildiği, eşler ve yakınların sıkmabaş ve türban gibi dini sembollere büründürüldükleri, alt kimlik-üst kimlik laflarıyla kargaşa yaratıldığı, meslek liselerinin önü açılıyor diye çağdaş eğitimin önünün tıkandığı”
 
Zamanlarda sorulmalıydı...!!
 
Şimdi oturmak için işe yarayan kısımlarına, nal çivisi batmış gibi bar bar bağırıyorlar. 
 
Söyleyebildikleri tek laf, %46 ile iktidara gelmiş olmaları…
 
Suriye Devlet Başkanı, Hafız Esad %99,9, Saddam %90’ la iktidar olmuşlardı.
 
Ya Hitler, Mussolini?...
 
Ne oldu?
 
O halde yüzde çokla seçilmek marifet sayılmamalı…
 
“Madem ki oy çokluğu bende, dilediğimi yaparım” mantığı, ya da aptallığı artık bir kenara bırakılmalıdır. 
 
Bilinmelidir ki, oy çokluğu, üstün zekalı çocuklara benzer. Problemleri de fazladır. Kontrol edilemediği takdirde, çok kere zararlı sonuçları da beraberinde getirir.

Tıpkı şimdi AKP’ nin durumu gibi.
 
*
 
Ne yapacaklarını şaşırdılar.
 
Kapatma davasından yakalarını kurtarabilmek için, olmadık çarelere başvuruyorlar…
 
Bataklık içinde çırpınanlar gibi, battıkça batıyorlar.
 
Anayasa’ yı değiştirip, işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Zor değiştirirsiniz… Meydan o kadar da boş değil…
 
Ünlü İngiliz siyasetçisi Richard Sheridan, 200 yıl önce şöyle demiş; “Çaresizlik içinde bunaldıklarında ne yapacaklarını bilmeyen insanların, kafalarını zaman zaman duvara vurduklarını işitmiştim. Ama kafalarını duvara vurmak için, özel olarak bir duvar inşa ettirdiklerini ilk defa görüyorum…”
 
İşte kurtuluşu sağlamak için, Anayasa değişikliğine gitmek de böle bir duvar inşa etmeye kalkışmaktır.
 
Böylesine garip ve utanç verici teşebbüs, eskilerin tabiriyle, “emraz-ı akliyeden, kratenizm denilen hastalığın arazını” akla getirir.
 
*
 
Şeyh Şaid’in kardeş torunu, AKP’nin gözbebeği ve Başbakan Erdoğan’ ın akıl hocası Sör Mir Dengir Mehmet Fırat bakınız ne diyor; “Siyasi irademizi anayasa’ nın arkasına koyacağız…”
 
İşte zihniyet!...
 
Arkasına mı, önüne mi konulacağını bilemem ama, görünen odur ki, artık takiyyeye bile gerek duymadan niyetlerini açıkça sergiliyorlar…
 
2 Ağustos 2002 tarihinde, Meclis’te, sinir oynatan ses tonu ile, Abdullah Öcalan’ ı kastederek; “Asamadınız, Asamazsınız, Asamayacaksınız…” ...
 
diye bangır bangır feryat eden Dengir Efendi, şimdilerde de, hapishane üniforması benzeri, geniş çizgili ilginç kostümünün içinde, ellerini ovuşturarak, Tayyip Erdoğan’ı gaza getiriyor ve partisini giderek uçurumun kenarına yaklaştırıyor…
 
Farkında değiller.
 
*
Yarım arşınlık paçavra için ülkeyi perişan ettiler… Milleti birbirine soktular… Atatürk’ ün kemiklerini sızlattılar.
 
Sözüm ona, 28 Şubat’ ın rövanşını, daha doğru bir ifadeyle intikamını alacaklar!...
 
İşleri güçleri cinlik…
 
Milletvekili zamları ile türban konusunu, kara harekatı gecesine rastlatmaları, Türbanla ilgili Anayasa değişikliğinin, bilinçli fanatik Cumhurbaşkanı tarafından, göstermelik ve gereksiz yere bekletilip 28 Şubat'ta onaylanması hep “Aslan kaçmış müdürüm…” “Çaktırma …” hikayesi!...
 
Ortalık kara çarşaflılardan geçilmiyor… Cüppeli, takkeli, bellerine kadar sakalı ve elleri tesbihli taksi şoförleri, İstanbul caddelerinde cirit atıyorlar. 
 
Türbanlı kafalar giderek artıyor. Güzelim İstanbul’u bir Malezya kasabasına çevirdiler.
 
Anayasa Mahkemesindeki çoğunluğun, iktidar yanlısı olması için özel ve sinsice çaba harcanıyor…
 
Laikliğin yeniden tarifi için kollar sıvanmış vaziyette…
 
MGK’nın etkisi, azami derecede azaltıldı. Ordudan gericilik nedeniyle atılanlara, geri dönme imkanı araştırılıyor…
 
YÖK zaten iktidara bağlandı.
 
Devletin en önemli kurumlarının başına, AKP yanlısı, badem bıyık, ıslak dudak yandaşlar getirildi. 
 
Diyanet İşleri Başkanlığından, özellikle Milli Eğitim Bakanlığına geçişler had safhada…
 
Ders kitaplarında alenen dincilik yapılıyor… Devletin çalışma saatleri Cuma namazına, oruca göre ayarlanıyor…
 
Bazı okullarda türbanlı kız öğrenciler için, ayrı otobüsler tahsis ediliyor. 
 
Tarikat yurtları, akıl almaz biçimde çoğalıyor.
 
Saymakla bitmeyecek kadar çok dinsel yaptırımlar, her geçen gün biraz daha Türkiye’nin gündemine yerleşiyor. 
 
Bütün bu durumları görmezden gelmek Mümkün mü?...
 
Değil elbette..
 
Bunların Ağababası yıllar önce; 
 
“Gün gelecek rektörler türbana selam duracaklar…” dememiş miydi?...
 
İşte şimdi bunu gerçekleştirme çabasındalar…
 
Tabii yine cin lik yapıp “rektör” demek ama yürekleri sıkmamış!...
 
1901 yılında Thomas Bernardo bakınız ne demiş; “Çoğu politikacı katıra benzer… Ne ecdadıyla övünebilir, ne ahvadıyla !...”
 
*
Maksadı kap kalaylamak değil, k… kıvırmak olan kalaycı misali, kalemlerini kaşık olarak kullanmaya alışık bazı medya mensupları ile AKP yandaşları bazı basın organları, istedikleri gibi çığlık atmaya devam ededursunlar, kesinlikle ifade edelim ki, halkın büyük çoğunluğu açılan bu kapatma davasından memnundur, kıvançlıdır ve de ülkemizin geleceği için umutla yüklenmiştir. 
 
Artık, hükümet oksijen çadırında, AKP de yoğun bakımdadır. 
 
Sağolsun Yargıtay Başsavcısı…
 
Atatürk Cumhuriyetini koruma, kollama ve savunmada gösterdiği vatanseverlik ve üstün görev anlayışı, her türlü takdir ve övgünün üstündedir.
 
Elleri dert görmesin.
 
Ve yazımızı, biz de bir cinlik yapıp şu dörtlükle bitirelim;
 
Hele var ki bir tablo,
Görse şaşar Anibal
Ördeklerden bir filo
Birde kazdan Amiral !...
 
Kalın sağlıcakla …


İzlenme: 1013
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • mehmet

    Misafir Halk uyandı artık gercekler ortada 20 Aralık 2012 12:32

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ