Hürses1

Nerede o eski bayramlar ?

Yıldıray Barak

Yıldıray Barak

E-Posta : yildiraybarak@gmail.com

Nerede çocukluğumdaki o eski bayramlar.. hey gidi günler hey !..

Öyle sanıyorum ki bizim kuşaktakilerin birçoğu ''Hey gidi günler, hey'' derken bazen gözlerinin pınarlarından buğulu, anılarla akan birkaç damla gözyaşı, geçmişe duyulan özlem ve bazen de şu an yaşadığı insan iletişiminin verdiği bir kahırla böyle düşünüyorlardır.

 

Peki ama bu eskiye özlem neden ?

Günümüzde bilim, teknik, teknoloji içinde yaşadığımız halde insanlar gerçek mutluluğu neden yakalayamıyorlar.. Teknolojinin yararları elbette ki var. Çünkü çağımızda teknolojinin yenilikleri tüm yaşamımızı olumlu yönde geliştirdi. Fakat bana göre televizyon ve bilgisayar, insanları yalnızlığa sürükleyerek içe kapanmasına, aile ilişkilerinin kopmasına neden olmaktadır. Televizyonun hayatımıza girmesinden sonra insanlar birbirine gidip gelmeyi bıraktı. Anne ve babaların ellerindeki televizyon kumandaları aile içinde paylaşımı ve iletişimi bitirdi.

Elbette ki teknolojinin yaşamımıza getirdiği yenilikler yadsınamaz. Ama teknolojinin getirdiği yeniliklerin de doğru zamanda, doğru yerde ve doğru biçimde kullanılması gerekir. Baktığımızda ise aileler hem kendi aile içi, hem de eş, dost akraba ilişkilerindeki paylaşımları unuttular.

Çocuklar televizyon ve bilgisayarın büyüsüne kapılmış bir halde aile yuvası sıcaklığını hissetmiyorlar bile. Bütün bunların etkisiyle akrabalık ilişkileri ve bazı geleneklerimiz de yavaş yavaş unutuluyor. Eski güzel aile ilişkileri unutulunca da başlıyoruz ''Hey gidi günler hey ! '' demeye. Sonrada haklı olarak eski gelenek ve göreneklerimizi, çocukluğumuzdaki eski bayramlarımızı özlüyoruz.

Çocukluğumda Bayramın geldiğini büyüklerimizin koşuşturmalarından anlardık. Günler öncesinden kuskuslar, erişteler, tarhanalar, turşular yapılır; dolmalık yeşilbiberler, patlıcanlar evin güneş gören dış kısmında uygun bir yere iplerle asılarak kurutulurdu. Kıymalıklar dış kenarlarına çamur sürülen bakır leğenler de ( çamur leğenin ve kıymanın kor ateşte yanmaması için sürülür) bahçede odun ateşi ile yanan ocakta kavrulur, daha sonra kışın yemeklerde kullanılırdı. Kıyma kavrulduktan sonra bayat ekmeğin üzerine sıcak kıyma ilave edilir ve çevredekilere ikram edilirdi. Buna halk arasında ekmek bandırma denirdi. Kıymalık günü çoluk çocuk bir bayram havası solurdu.

Bulgurlar ise komşularla birlikte yine bahçede ya da evde ayıklanırdı. Bir eşeğin boynuna iple bağlanarak sürülen bulgur makinesini taşıyan bulgurcu mahalle mahalle, “Bulgurcu geldiii hanııım...” diye bağırarak dolaşırdı. Ev ev herkesin bulgurunu çekerlerdi. Duyanlar duymayanlara haber verir, o gün mahallede şenlik olurdu. Biz çocuklar ise okuldan eve geldiğimizde kapış kapış annelerimizin bizim için ayırdığı bulgurun tozuna (kepek) şeker ilave edip yerdik. Annelerimiz bulgurları elekle eleyerek pilavlık ve köftelik bulguru ayırırdı. En ufak bulgura düğülcek denirdi.

Bilhassa kemikli kıyma ile pişirilirse düğülcek çorbasının tadına doyum olmazdı. Kok kömürü ile yakılan mantiz sobanın üzerinde bakır tencerelerde yemekler pişerdi. Bahçede ocaklar odun ateşi ile yanar, ocağın üzerinde kazanlarla sular ısıtılır, bu sularla çamaşırlar elde leğenlerde yıkanırdı. Evdeki kilimler, paspaslar yıkanarak temizlenmiş olan evlerle insanlar ramazana hazır olurlardı.

 

İLK KURBAN GÜNÜ

İlk gün kesilecek kurbanın sesiyle uyandığımızda bir başka heyecan bayrama yaklaşış heyecanını getirirdi bize. Akşamdan hazırladığımız bayramlıkları yatağımızın başından alarak giyiş heyecanı unutulmaz bir duygu.

Kurban’ın süslenmesinde yardım etmemiz bize ayrı coşku veriyordu.

Annemin kurban etiyle pişirdiği hakiki tereyağlı taze pilavın kokusu buram buram etrafa yayılırdı. İlk gün pilav yemenin haneye bereket getireceğine ve bayramın kolay ve bereketli geçeceğine inanılırdı. Mercimekli bulgur pilavının da tok tutacağı söylenirdi. Kurban bayramı öncesinde bazen annelerimiz akşamdan ‘bişi’ denen hamuru yoğurur ve ekşimesi için üzerine temiz ıslak bez örtüp yatarlardı. Küçük tüp üzerinde ki kızgın yağda kızartılan '' bişi '' ler sıcak sıcak yenirdi. Bişinin yanında ise ya taze demlenmiş çay ya da erik ekşisi (İncaz) veya katık tabir ettiğimiz ayran içilirdi.

Bazen de kavurma eriştesi pişirirlerdi.(Eriştenin kavrulmuş hali) Eskiden büyükler evden erişteyi eksik etmezlerdi. Daha kış bile gelmeden birkaç ev toplanıp evlerdeki bahçelerde neşe içerisinde birbirleriyle yardımlaşarak erişte ve kadayıf yaparlardı. Hatta hanımlar birbirlerine, Sivas’ın doğal , öz şivesiyle “Gız anam erişteyi hangi gün yapsak ki ? eriştesiz ev olmaz, şurdanağrı (aniden) bir gelen olursa hemen erişte süzeriz de garınlarını doyururuz, yer yarılır adam çıkar anam he mi gı” derlerdi. Sonrada gayretle eriştelerini, kadayıflarını, kuskuslarını hep birlikte yaparlardı.Biz çocuklarda arasında peynir olan fetilleri,(yufka) yağlamaları yiyerek bayram ederdik. Şimdi ise eriştelerin yerini makarnalar aldı.

 

İşte dostluk, işte paylaşım, işte güzellikler

Bayram sabahları ve çocukluğumuzdaki İlk hatırladığımız Bayram günleri..

Müzisyen grupları bayram sabahı ev ev gezerek bayram boyunca evlerin hem bayramını kutlar hem de çamsakızı çoban armağanı bayram bahşişlerini  toplarlardı. Ev sahipleri de seve seve bahşiş verir, kurban etinden hazırlanmış kavurma, pilav ve tatlı ikram ederdi. Hatta bayram sabahı bile bazı evler müzisyenleri çağırır ve kapısının önünde eğlence tertip ederlerdi.

Kurban etleri parçalanıp pay edildikten sonra komşulara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtımı gerçekleşirdi.

Buda komşuluk ilişkilerinin daha sıcak ve samimi olmasını sağlardı. Şu an da bu güzel alışkanlıklarımız bazı evlerde halen devam ediyor. Genellikle aile büyüklerimiz azaldığı için, insanların birbiri ile iletişim ve paylaşımları azaldı. Bayram geldiğinde aileler diğer günlerdeki akşam yemekleri gibi yemeklerini yiyorlar. Oysa bayram sofraları misafirlerle şenlenir ve güzelleşir. Bayramların eskisi gibi şevkli ve güzel olmamasının nedeninin ekonomik koşullar yüzünden olduğunu öne süren olabilir. Bence bu bahanedir, önemli olan bayram coşkusunu eş dostla birlikte paylaşmaktır. Bayram sofrasında yemeğin miktarı ve çeşidinden çok, içten bir samimiyetle, güler yüzle, şenlikle bir araya gelinmesi, Bayramın güzelliklerini yaşatır insana.

Çünkü büyüklerimiz bize '' bayram sofraları misafirlerle şenlenir ve bereketli olur, hatta akrabalara haber vermeden aniden bayram ziyaretine gitmekte daha sevaptır '' derlerdi.

Her ne kadar şu anda Bayramlarda  bazı geleneklerimizi korumak ve yaşatmak istesek de ne yazık ki eski bayram coşkusu ve zevkini göremiyoruz.

Bu kez haklı olarak ''Nerede eski bayramlar hey gidi günler hey ''diyoruz. Sonra da eski anılarımızı yüreğimizde yaşatıp iç çekiyoruz.

Toplum olarak tüm insan iletişimimizde sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, tutkunluk, paylaşım, dayanışmanın olacağı bir yaşam olması dileklerimle..

 


İzlenme: 1421
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ